Kişisel Web Sitesi                         
Gezinti Bağlantılarını Atla
Site içi arama...
Bul...
Voltaire-Candide yada iyimserlik Üzerine (Bölüm 2) 12.05.2009

Bulgarlar arasında Candide'in başına gelenler.

Cennetten kovulan Candide, nereye gittiğini bilmeden, ağlayıp sızlayarak, gözlerini bazan göğe kaldırarak, bazan Baron kızlarının en güzelinin bulunduğu şatoların en güzeline çevirerek bir hayli yol aldı. Tarlalarda iki sapan izi arasında bomboş bir mideyle yattı. Lapa lapa kar yağıyordu. Ertesi gün Candide, soğuktan donmuş, açlıktan ve yorgunluktan bitkin bir halde bacaklarını sürüyerek Veldberghoff Tararbk Dikdorff adındaki komşu kente kadar yürüdü. Cebinde beş parası yoktu. Boynunu bükerek bir meyhane kapısının önünde durdu. Mavi elbiseli (4)  iki kişi delikanlıyı gördü. Biri ötekine, "Arkadaş" dedi. "İşte yakışıklı bir delikanlı. Boyu da tam aradığımız gibi". İkisi birden Candide'e doğru yürüyüp büyük bir nezaketle delikanlıyı yemeğe davet ettiler. Candide de onlara sevimli bir alçak gönüllülükle, "Baylar" dedi, "İltifatınıza teşekkür ederim. Ama yemekten payıma düşeni ödeyecek param yok." Mavililerden biri, "Ah bayım", dedi. "Sizin görünüşünüzde ve değerinizde olan kimseler hiçbir şey için para vermezler. Boyunuz beş ayak ve beş parmak değil mi?". Candide eğilerek, "Evet efendiler, boyum bu kadardır" dedi. "Aman bayım lütfen buyurunuz. Yemek paranızı ödemek şöyle dursun, sizin gibi bir insanın parasız kalmasına bile katlanamayız. İnsanlar birbirlerine yardım için yaratılmışlardır". Candide, "Hakkınız var" dedi, "Üstat Pangloss da bana hep böyle söylerdi. Ben de şimdi her şeyin en iyi olduğunu görüyorum". Adamlar  birkaç akça vermek için ricada bulundular. Candide parayı aldı ve karşılığında bir senet vermek istedi. Mavililer almadılar. Hep birlikte sofraya oturuldu. Candide'e sordular,  "İçtenlikle seviyor musunuz?". Candide, "Evet; Matmazel Cunégonde'u canımdan çok seviyorum" diye yanıtladı. Adamlardan biri, "Onu değil, Bulgarların kralını candan sevip sevmediğinizi soruyoruz" dedi. Candide, "Hayır asla. Çünkü kendisini hiç görmedim" diye yanıtladı. "Nasıl, nasıl ? O kralların en sevimlisidir; haydi onun şerefine içelim". Candide, "Hayhay baylar..." dedi ve içti. Sonunda mavililer, "Artık yeter. İşte şimdi Bulgarların kahramanı, koruyucusu, dayanağı ve kolu oldunuz. Şansınız size güldü. Şan şeref artık sizin için" dediler. Ayaklarını zincire vurup alaya götürdüler. Sağa döndürdüler, sola döndürdüler, tüfek astırdılar, ateş ettirdiler, ayak değiştirttiler, üstelik bir de otuz sopa vurdular. Ertesi gün Candide askeri talimde biraz daha iyiydi. Yalnızca yirmi sopa yedi.Daha ertesi gün de on sopa. O artık, öteki  askerlerin, silah  arkadaşlarının gözünde bir harikaydı.

Şaşkına dönen Candide, niçin bir kahraman olduğunu bir türlü kestiremiyordu. Hayvanlar nasıl bacaklarını istedikleri gibi kullanıyorsa, insanların da bacaklarını tıpkı öyle kullanabileceklerini sanan Candide, güzel bir ilkbahar sabahı rasgele yürümeye niyetlendi. Henüz iki fersah yürümeden, her biri altı ayak boyunda dört kahraman, delikanlıyı yakalayıp bağladılar ve deliğe tıktılar. Yönetmelik uyarınca bütün alay tarafından otuz altı kere sopalanmayı mı, yoksa beynine on iki kurşun yemeyi mi tercih ettiğini sordular. Candide, irade özgürlüğünden söz edip, ne onu ne de ötekisini istediğini boş yere savunduysa da sonunda birincisini seçmek zorunda kaldı. Özgürlük denilen Tanrı vergisi uyarınca otuz altı kere sopadan geçmeye razı oldu. Alay iki kere önünden geçti. Alayda iki bin kişi vardı. Bu da Candide'in ense kökünden kuyruk sokumuna kadar bedenindeki bütün kasların ve sinirlerin dışarı fırlamasına yol açan dört bin değnek demekti. Üçüncüye sıra gelince artık dermanı kalmayan Candide beynini patlatmak lütfunda bulunulmasını diledi. Bu işi ona bağışladılar; gözlerini bağlayıp diz çöktürdüler. Tam o sırada Bulgar kralı oradan geçti. Zavallının suçunu sordu. Büyük bir dahi olan kral, Candide'e sorduğu sorulardan, bu gencin dünya işlerinden habersiz bir metafizikçi olduğunu kavradı ve delikanlıyı sonraları her yüzyılın ve her gazetenin öveceği bir merhametle affetti. İyi bir cerrah olan Dioscoride, bulduğu merhemlerle Candide'i iyi etti. Bulgar kralı Abar kralıyla savaşmaya başladığı zaman Candide'in sırtı biraz deri bağlamıştı. Delikanlı artık yürüyebiliyordu.


Yorumlar (0) Bülent
Sizde Yorumunuzu Yapın
Gönderen